Zeliha Üstün – Bir Yaşam Klasiği: Nebi

Zeliha Üstün – Bir Yaşam Klasiği: Nebi

Yaşamı anlamlandırmanın yolunu; düşünmek, fikr ederek kendini keşfetmek, kâşifi olduklarını ise büyük bir derinlik içinde şiirlerde kelimelerle, tuvallerde resimler ile paylaşmak olarak seçen zengin bir ruhun seslenişi olduğu, her harfinde yeniden kendini hissettiren bir çalışma Nebi.
Yazarı Halil Cibran “Lübnan’ da bu kitabı yazmayı ilk kez tasarladığımdan beri, bir tek günüm bile Ermiş’siz (Nebi’siz) geçmedi. Kitap benim bir parçam haline gelmiş gibiydi. Metni yayıncıma teslim etmeden önce tam dört yıl elimde tuttum. Çünkü emin olmak istedim, içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim.” diyerek bahsediyor çalışmasından.

Çalışmanın hacmi her ne kadar küçük olsa da, kısa bir sürede okunup da hayata geçirilemeyeceğine, yukarıdaki satırların ardından iyice kani oldum. Tıpkı yazarın aklından çıkaramadığı gibi ben de yanımdan ayırmamayı yeğledim bir süre. Kimi zaman bir seferde yol arkadaşı misali sohbet etti, kimi zaman da enteresan bir olayın ardından bir bilene danışmak gerek kabilinden “Bakalım kitap bu konuda ne der?”e cevap aramak için açılan bilinçli veya rastgele bir sayfadan seslendi kelimeleri.

Bildik gündelik kavramlara bilinç üstü anlamlar yüklenilmiş Nebi’nin bilge kişisi, Orfales Halkı ile geçirdiği on iki yılın ardından şehirden ayrılan bir seçilmiş ve aynı zamanda pek çok seçilmişin aksine, halk tarafından da başından beri sevilmiş bir insan: Al Mustafa.
Nimetlendirilmiş, çok veren ve çok verdiğinin farkında olmayan, asil ve inanmış bir teb’a Orfales halkı.

Birlikte seyreyleyelim manzarayı ve düşünelim, orada biz de olsaydık nasıl olurdu tepkilerimiz, neleri merak ederdik, nasıl olurdu son sohbetimiz yaşamımızdan çekip giden bir Nebi ile ayrılmadan önce. Neleri duymayı beklerdik ve ne hisseler çıkarırdık kısa ama düşündükçe derinleşen cevaplardan.
Buyurunuz…
….
Med cezirlerin denizin süsleri gemileri çekip götüreceği bir zamanda. Nebi, huzur bulduğu ve kabul gördüğü şehirden ayrılmanın ruhundaki ağır yükünü, dilindeki sessiz dualar ve derin tefekkürler ile hafifletmeye çalışmakta limana doğru büyük bir hüzünle ilerlerken.
“Kalmak, gecenin içinde saatler alevlense de, donmak ve kristalleşmek ve bir kalıba çakılmak demek.”

Gittiğini gören halk tüm işlerini bir kenara bırakıp şehrin en ücra köşelerinden seğirtmedeler limana doğru koşar adımlar ile.

“Müsaade etme şimdiden gözlerimizin yüzünün hasretiyle yanmasıyla. Kal bizimle…”
Gitmek mi zor, kalmak mı?
Gidenin yeni bilinmezlere cesurca yelken açması mı zor olan, kalanın yaşamında açılan boşluğu doldurmaya çalışması mı?
Bir bilge kadın o muhteşem sohbetin ilk temel taşını koyan: “Sen muhakkak gideceksin…
Ama bizi terk etmezden evvel istediğimiz şudur ki bize konuş ve bahşet bize hakikatinden.
Ve biz onu çocuklarımıza bahşedelim ve onlar kendi çocuklarına…
Uyanıklığında uykumuzun ağlayış ve gülüşüne kulak verdin. Şimdi bizi kendimize aşikâr eyle…”

Ve Nebi halkın kelimelerine tek tek yanıt verir. Modern zaman insanlarının yaptığı gibi bir kelimenin karşılığı tek bir kelime ya da anlamsız bir boşluk değildir onun lügatinde. Hayattan aldığı dersleri gönül imbiğinde süzüp insanların fark edemeyeceği derinlikler yakalamıştır ruhu her bir nesnede ve kavramlarda. Bu yüzden seçilmiştir ve seçildiği için de böyledir aynı zamanda.

Konuş bize öğretmeye dair : “Hiç kimse size hiçbir şeyi aşikâr eyleyemez; bilginizin şafak sökümünde hala yarı uykulu yatmakta olandan başka…

Gerçek bir bilge sizi kendi bilgeliğinin evine girmeye davet etmez, daha ziyade kendi zihninizin eşiğine kadar size rehberlik eder…”

Söyle bize dostluğa dair : “Dostunuz sizin cevap bulan ihtiyaçlarınızdır. Ve dostluğunuzda ruhun derinleşmesinden gayri bir niyet bulunmasın aynı zamanda…”

Peki ya konuşmak? “Siz düşüncelerinizle barış halinde olmaya son verdiğinizde konuşursunuz…”

Düşünce bir sema kuşudur ki kelimelerin kafesinde kanatlarını gerçekten açabilir ama uçamaz…”

Suç ve Ceza : “Nasıl bir yaprak tüm bir ağacın sessiz bilgisi olmadan sararmazsa, aynen hata işleyen de hepinizin gizli iradeleri olmaksızın hata işleyemez.

Şayet sizden herhangi biri dürüstlük adına cezalandırmak ve kötü ağaca balta indirmek isterse onun köklerine baksın. O, iyi ve kötünün, verimli ve verimsizin, hepsinin köklerini toprağın sessiz kalbinde birbirlerine sarmaş dolaş olarak bulacaktır.”

Özgürlük üzerine konuş bizlere: “…Gündüzleriniz endişeyle dolu ve geceleriniz de ihtiyaç ve gamla yüklü olduğunda siz gerçekten özgür olursunuz…”

Aklınız ve tutkunuz “Denize açılan ruhunuzun dümeni ve yelkenleridir. Mademki Tanrı’nın gök kubbesinde bir soluk ve Tanrı’nın ormanında bir yapraksınız siz de akılda istirahat eylemelisiniz ve tutkuda hareket etmelisiniz.”

Istırabınız ise, idrakinizi bürüyen kabuğun çatlayışıdır.
Aşk’a gelince; O, nasıl sizi taçlandırırsa öyle de sizi çarmıha gerecektir. Nasıl serpilmeniz içinse öyle de budanmanız içindir.

Aşkın kanatları sizi sarmaladığında boyun eğin ona… Kalbinizin esrarını öğrenebilesiniz diye… Ve hayatın kalbinin bir parçası olabilesiniz diye…
Evliliğinizde birbirinizin kâsesini doldurun fakat aynı kâseden içmeyin
Ve birlikte durun ama birbirinize çok yakın değil. Zira mabedin sütunları ayrı durur.

Ve çocuklarınız… Onların ruhları yarının hanesini mesken tutmuştur, onları kendinize benzetmeye kalkmayın. Sizler yaylarsınız, çocuklarınızın diri oklar misali ileriye fırlatıldığı…
Vermekten bahset bizlere… “Öyleleri vardır ki verir ve verirken ıstırap duymazlar, ne neşe ararlar, ne de erdem düşüncesi ile verirler. Bu gibilerin elleri aracılığı ile konuşur tanrı ve onların gözlerinin ardından gülümser yeryüzüne.

Hayat okyanusundan içmeye hak kazanan kimse sizin küçük derenizden kâsesini doldurmayı da hak eder. Siz önce kendinizin bir veren ve verme vasıtası olmaya layık olup olmadığınıza bakın.”

Çalışmak nedir? “Çalışmak görülebilir kılınmış aşktır.

Nedir aşkla çalışmak? Kumaşı yüreğinizden çekilen ipliklerle dokumaktır cananınız giyecekmişçesine, evi inşa ederken gayret göstermektir cananınız oturacakmışçasına orada…”

Neşe ve Keder nedir peki? “Neşeniz maskelenmemiş kederinizdir. Neşe ve keder birlikte gelir. Biri sizinle sofranıza tek başına oturduğunda hatırda tutun ki diğeri yatağınızda uyuklamakta.”

Ve evleriniz… “Sizin daha geniş gövdenizdir. Eviniz yaşamınızda bir çapa değil bir yelken direği, bir yarayı örten parlak bir çeper değil, aksine gözü koruyan bir gözkapağı olacak…”
Zamanı anlat bize… “Dün bugünün hatırasından başka bir şey değildir ve yarın da bugünün rüyası. Ve zaman da tıpkı sevgi gibi parçalanamaz ve arşınlanamaz. Öyleyse bırakın bugün maziyi hatırayla ve istikbali hasretle kucaklasın…”

İyi ve kötüye gelince; “Kötü kendi açlığıyla ve susuzluğuyla azap çeken iyiden başka nedir ki? Hakiki iyi, çıplak olana elbisen nerede? diye sormaz, ne de evsize evinin başına ne geldi? diye…”

Ölüme dair konuş bize “Siz ölümün sırrına vakıf olmak istersiniz fakat onu nasıl bulacaksınız hayatın kalbinde aramadıkça? Ölüm korkunuz, kendisine şeref payesi vermek üzere elini uzatan hükümdarın huzurunda duran çobanın titreyişinden başka bir şey değildir.
Ölmek eriyip güneşe karışmaktan başka nedir ki?”

Okudukça ruhumu kanatlandıran satırlardı her biri ayrı ayrı. Sadece görünen semada değil, ötelerde seyahate çıkaran ve yepyeni pencereler açan…

“Anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır…” der Pîr. Yaşam formül kitabı Nebi’nin kelimelerinden derkenar olanlar satırlara aktarmaya çalıştıklarım, daha önce bakmadığımız pencereler açan bildiğimiz ve her gün gördüğümüz manzaralara…

Kahin Mitra ile birlikte ben de diyorum ki ahir söz olarak “Bu gün ve bu mekan ve konuşan ruhun mübarek olsun!” Hangi gönüle, hangi coğrafyada, hangi dilde sesleniyorsan…
Vesselam…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>