Zeliha Üstün – Gariplerin Kitabı

Zeliha Üstün – Gariplerin Kitabı

Gidiyorum bugün…

Kütüphaneyi, evimi, dostlarımı, yaşadığım şehri terk ediyorum…

Nereye gittiğimi bilmiyorum…

İşin tuhafı, kütüphaneyi bir kitap bulmak amacıyla terk ediyorum…

Bir Mağribinin sınırlar ötesinde ve kendi içinde yaşadığı  gerçek yolculuğunu okumaya başladığım satırlarda, gözlerimi buğulandıran, kalbimi heyecanla dolduran ve sonunu merakla çektiğim bu seyahat  için  refîk olma niyetindeyim satırlar sayfalara devrolurken. Yüzlercesini tanıdığım ve hikayelerini hayranlıkla dinlediğim, cesur yüreklerini  hep takdir  ettiğim  “Sufi”lerden biri ile karşı karşıyayım zannımca yine yeniden…

Kendi kesaletimize  kızıyorum her defasında. Balıkların suyun kıymetini bilmediği gibi tasavvuf içinde doğan bizlerin bunun değerini idrak edemeyişimize  hayıflanıyorum  dünyanın bir ucundan kalkıp bilinen ve hatta bilinmeyen dinleri deneyerek iç huzurlarını, aslında kendilerini bulmak için ülkeler kateden, ciltlerce kitap okuyan, yıllarını harcayan insanları tanıdıkça. Ardı ardına çevrilen sayfalarda kaybolmaya başlıyorum  yeni bir dünyanın kapılarının açıldığı  bir rüyaya dalarmışçasına. Konuşan ben mi, O mu ayırt edemedim. Devam ettim…

… ”Bambaşka bir şey kafamda, beynimin değil kafamın- bunu şimdi anlıyorum- bir başka merkezinde belirdi. Bu şey içimde, kuyudaki suyun çok uzak bir yerde yağmur yağdığı için yükselişi gibi yükseliyordu. Özlem… Ama neyi özlediğimi bilmiyordum. Canımın çektiği şey ne bir kimse ne de nesneydi. Tanımlayabileceğim hiçbir biçimi, adını koyabileceğim hiçbir sıfatı yoktu, ama o olmadıkça ben noksan kalıyordum. Bu bilmediğim şey içimi alt üst ediyor, beni tedirgin kılıyor, hayatım olarak bildiğim her neyse ondan beni uyandırıyordu, çünkü özlediğim şey içerisinde öyle keskin ve tatlı öğeler barındırıyordu ki bugüne kadar tatmış olduğum bütün meyvelerden farklı idi. Yolculuk o bomboş odada, hiç kıpırdamadığım bir an içinde başlamıştı…”

“Aradığım süre boyunca bir şey elde edemedim ama işlerin kendi yatağında akacağına dair bir güven duyuyordum. Bundan böyle üzerinde yürüyeceğim yol, sanırım labirentin girdisini çıktısını andıran çetinlikte ve aydınlıktaydı. Bu yolun bütün patikaları şimdi artık ”kalbim” olduğunu anladığım şey üzerinde bulunuyordu…”

Güvenin verdiği huzurla geçiyordu günler. Çünkü birileri ona “Sen bizden birisin, kardeşim…” demişti. Adını koyamadığı bu hissiyatı, tanımadığı çehreler yorumlamış,  filizlenmeye yüz tutmuş tohumu birileri, hâlden anlayanlar görüvermişti işte.

“Hayatta olduğu yahut saklanmış olduğunu düşünerek avunmaya yanaşmadım. Tersine, bıraktığı her izden elimden geldiğince çok anlam çıkarma yönüne düşüncelerimi çevirdim.” diyerek izini sürdüğü eski meslektaşını ve aslında onun neyi bulup da sırra kadem bastığını  ararken “Kalp, kalbi bulur.” diye fısıldandı kulağına… Kalp, kalbi bulur…

Önce meslektaşının yazdığı satırları buldu evin gizli  bir yerinde, sonra ipuçlarını takip etti  büyük bir dinginlik ve hoşnutluk ile. Kapılar zamanı geldiğinde toplayıcı bir bütünün parçaları olarak açılıveriyordu önünde…

Yaşamındaki aydınları, davranışları ve gözlemlerini kaleme almıştı kayıplara karışan. Modern toplumların bir özetiydi sanki anlatılanlar. “Benim eğitimim verilenin dışındakine karşı kapanma, verileni üst üste yığma ve böylece bilgiden  taşıyor duygusunu edinmeye dayanıyordu. “ yazıyordu kelamın sahibi kara kaplı deftere. Bir yandan bila zaman bu cümleleri okurken, bir yandan da bizleri de tartıyor, nereye gidecek bu işin sonu demekten de alamıyorum kendimi. “Öğretiyorlar, ama hiç  bir şey bilmiyorlar. Düşünüyorlar ama akletmiyorlar…”

Anneannemin şiirlerindeki gibi  kağıda değil de gökyüzüne yazılmış olanları yani kainatın hâl dilini okuyabilmek ve kullukta derinleşmek dileğim. Öğrendik ki: “Zihnin değeri derinliğiyle anlaşılır. “

Ve der ki kitap “ Bu istediğin aramakla bulunmaz. Ama bulanlar yalnızca arayanlardır…”

Bir model aranılan ve bir bir sıralanır  özellikleri farklı satırlarda;

Edepli, bilgili, sabırlı, özgün, cömert , hayranlık verici…Arınmışların gülümseyişine sahip, ilişkilerinde mesafeli ve titiz , soylu yüzlü…Hep yukarı bakıp, kendini  ufkun en üst noktasında bir işaret yakalayabilir kılmaya zorlayan…Duadan bir an bile geri durmadan,  ruh coşkunluğu yaşayan…

Bunları tek bir bünyede toplayabilmek ama nasıl ?

Sorunun cevabı yolun sonunda tâbi olmak birine, aslında başlangıcı aranan yolun aynı zamanda…

“Kesin bir inançla içime doğmuştu ki bir mürşit vardır ve onu bulmak bize düşer. Biliyordum bunu. Bütün mesele nerede olduğunu bulmak ve onu görmek üzere yola çıkmaktan ibaretti. Onların bir yerde bulunmaları duruluş demek, onlar telaşsız bir hayatın güvencesidir.

“Zekamdan ve onun direşken bir tutumla uzak duruşundan vazgeçip kendimi onun ellerine bıraktım.”

Şeyhin bereketi  tepemden tırnağıma kadar üzerime boşalıverdi. Anlaşmamak diye mesele yoktu.

“Alnın yere gelsin! “

“Çünkü bu teslimiyettir. “

“Sesi yarlar boyunca çınladı, içerimde şafağın sökmesini isteyen bir şey belirdi ve beni yaratan üstün Yaratıcı’ya bu çıplak dağların ötesinden yönelip boyun eğme duygusunun tuhaflığına daldım. “

Alnım çimenlere dokunduğu zaman hiç birşey bilmediğimi öğrenmiştim. Bildiğim O’nun rahmetinin sınırsız olduğuydu…

Ağlıyordum ve büyük bir gönül ferahlığı duyuyordum, sanki hayatım o güne kadar karmakarışık  bir bilmeceydi de bir dokunuşta çözüvermişti.

Ağladım ama hiç yaş dökülmedi, içerimden aşk fışkırdığını hissettim…

Usulca kıyıya vurmuştum. Artık bir daha eski durumuma dönmemek üzere değişmiştim.

İşin başlangıcı hayretti, hayranlıktı…

Kalbimdeki altüst edici özlem yatışmış görünüyordu ama hayatım için yepyeni olan bir tatlılık, bir sükunet vardı içimde.

El’an kendini bütünüyle silmenin vakti gelmişti.

“Adı belirsiz duruma gelmelisin. Görünmez. Namazın kendisi olmalısın. İnsan olarak kendine kıvrılmaktan, yüzünü kendine çevirmekten vazgeçmelisin. İbadetler bir gönül yakınlığıdır. Bu bir sevgi olacak kadar büyüyebilir, zamanla aşk haline gelebilir.

Aşkla sarhoş… Şaraba batmış… Balın içinde saydamlaşmış…

Yalnız kalmak istedim…

Yalnız olabilmek için çok çalışman gerekecek. Sonradan elde edilir o. Yalnız kalmayı başarabildiğin zaman anlayacaksın ki sen artık kendinsin. Bunu sağlaman için savaşman gerekmez. Yalnız kalmayı başarmak demek, bilgelik uyarınca söylersek, önce başkalarıyla birlikte olmayı öğrenmek demektir. Savaşma…

Meczublar da dolaştı sayfalar arasında  sıkça, pejmurde kıyafetleri, tuhaf halleri ile sesleri ruhumu ürpertti her defasında….

“Yanımdan geçip de aniden bastıran yağmur gibi üzerimden ışın yüklü bir enerji akıverince anladım ki deli değildir. Birden yanımda yürüyen arkadaşıma dönüp seslendi:

“Ona söyle doğrusunu yapmış. Kutla onu, cesaret sahibi olmak gerektiğini söyle. Devam et, de!“

Çıkılacak iç yolculuğun ne kadar uzun olduğuna ilk olarak onun durumu dikkatimi çekti ve sonra düşündüm ki  ben, insanların dünyasında kalarak böyle soylu bir farklılık içinde olmaya ne kadar uzaktım…

Ve meclisler kuruldu bu yolculukta …

“Cennet bahçelerinin yanından geçerken durun ve zevk alın. Bunların ne olduğu sorulduğunda Peygamber şöyle cevap verdi : Zikr meclisleri. “

“Zikir usulca yıldızların gökte salınışları gibi beni sakin bir iç rahatlığına götürdü. Ben yalnızca yaşayan Rabbin adını anan bir esintiden ibarettim. Ben bir flüttüm ve notalar benden geçiyordu. İsmi Celili dile getirmek aşılamaz bir nimetti…”

Meclisin kurulduğu o gece, cami alev alev nur içinde, hikmetin aydınlığı altındaydı. Çevreme baktım ve bana bir an bu şölen çöldeki ufak bir mescid içinde olup biten bir şey değilmiş de bütün gezegeni kaplamış bir olay gibi göründü. Bu akşamlarda ilk keşfettiğim şey insanın yoğunluk kazanmasının insanı sersemletecek kadar  olağanüstü bir tabiata sahip oluşuydu.

Geride bıraktığım hayata dönmem gerektiği söylenince ne üzüntü ne sevinç duydum. Eğer bulunmam gereken yer orasıysa, orada bulunmaktan hoşnut olacaktım…

Ya Rab benim işim sana hamd etmek.

Gemiler farklıdır ama su aynı…

Şimdi sen tasavvuf denizinin en derin sularında yüzüyorsun. Seninle umman arasında… Yalnızca bu dayanıksız sandal, kendin var…

Yolculuğunda Allah’ın rahmeti yüce başına aksın…

Vesselam….

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>