Deneme

Zeliha Üstün – Hayallerin Gerçekliğinden Yaşamın Düşlerine

Zeliha Üstün – Hayallerin Gerçekliğinden Yaşamın Düşlerine

Hikmeti arayanlara, fâni olanı değil bâki olanı isteyenlere rehber olabilecek, sayfaları çevirdikçe bilinmedik alemleri keşfettirecek, düş ile gerçeklik arasındaki ince çizgi üzerinde bir cambaz edasında sizi gezdirecek, hayatın gerçeklerinin kor misali elinizi yakıp yüreğinizi sızlatacağı satırlar arasında nefes alıp verdirecek, sık sık da düşüncelere sevkedecek iki eser yolumuza çıkan bu yolculukta.

İlki A’mâk-ı Hayal. Konya’nın; Mekteb diye nitelendirilen “İslamın ilk Emri : Oku “ Mecmuasının matbaasında 1971 yılında yayınlanan ilk yarısında o günün Türkçesi, ikinci yarısında ise Osmanlıca aslının Latin harfleri ile basılmış versiyonu yer alan Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin eseri. Raci’nin dilinden “Hayaller Alemi”ne yaptığı seyahatlere eşlik ediyor ve bu yolculuklar için bir fincan kahve ve yürekten üflediği neyi ile kapıyı aralayan Üstadı Aynalı Baba’yı büyük bir hayranlıkla tanımaya çalışıyorsunuz.

Diğeri  ise  “Hayat  Çıkmazı” ismi ile 1976 yılında Damla Yayınevi’nden okura sunulan “Mahrem Macera “ ismi ile de bilinen Şeyh Hamidu Kan’ın eseri. Afrika’da Diallobe Ülkesinin sömürgeye uğraması ve bu süreçte gelecekte ülke yönetiminde söz sahibi olacağına inanılan Samba Diallo’nun yaşadığı hayatı konu alınıyor. Bir medresede din eğitimi  alırken  ve üstelik “Üstadın” gözbebeği iken ülke yönetimindeki akrabalarının “Haksız yere yenme sanatını öğrenmek için onların ülkesine gitmek gerek” kararı ile küçük bir çocukken batılı okullara yönlendirilmesinin Samba’nın hayatını nasıl değiştirdiğine şahit oluyoruz. Paris’te Felsefe okurken bir yandan ruhunda yaşatmaya çalıştığı derin kültürü, bir yandan soluduğu yaşamın sığlığı arasında hayatının bir çıkmaza sürüklenişini satır satır izliyorsunuz. Batı ile doğu arasında hikmeti aramak, dünya veya ebedi hayat için yaşamak arasında seçim yaparken tefrik gücünü yitiren bir zihnin zaman zaman yüreğinizi acıtan, kimi zaman kendi yaşamınızı sorgulatan dramatik öyküsü.

“Sultanım sen yıkıkta gömülü bir hazinesin. Ben ise hikmete can atan bir avareyim. Lütfen istifade etmeme müsaade eder misiniz?” diye izin isteyip bir adım Raci’nin hayal dünyasına, bir adım Samba’nın yaşamına doğru adım atıyor ve lemha lemha ilerliyorum aslında kendi yaşamımda…

Raci ilim membaının önünde yıllarını geçirmiş, gerçeği sorgularken, yaşamın anlamının şarapta olduğuna kanaat getirip pejmürde olmuş bir adam. Ta ki bir mezarlıkta meczup bilinen Aynalı Baba ile karşılaşana dek…

Samba Diallo Üstadından: “ Rabbim bu çocukta gelişmekte olan insanca özü arttırdıkça artır. Saltanatın, bir an bile, onun tek zerresini terk etmesin. “ duasını alan bir minik çocuk. Asalet ve üstünlüğü arzulayan ama, soyla geleni değil çalışmakla elde edileni, zorla ulaşılanı, dünyevi olanı değil ruhani olanı isteyen bir yüce insan.

Siyah kıta; tabiata ve onu Yaratana sıkı sıkıya bağlı ve kerestesini istediği ağacı devirmeden ona kardeşçe yakarmamazlık etmeyen insanların kıtası. Burada medeni insan, kullanılabilir insan. Beyazların köle anlayışının aksine hemcinsini sevmek, bilhassa Allah’ı sevmek için  kullanılabilen  insan  medeni  insan. Beyazlar için makbul olan bir şeyin nasıl göründüğü iken, Samba’nın ülkesinde hemen herkes aynı tarzda beyazlar giyinir fakat insanlar erdemlerine ve karakterlerine göre değerlendirilir. Samba beyazların medeni (!) okullarına gönderilir çünkü ailesi “Dış görünüşü hizmetine almayı öğrensin” ister. Beyazların medeniyetini anladıklarında kendilerini içten içe çürüten bu esaretten onların silahlarını kuşanan yeni nesil ile kurtulacaklarını düşlerler ve buna inanmak isterler.

Raci Aynalı Baba’nın huzurunda gün be gün ruhunu beslerken, Samba’nın doygun ruhu her geçen gün biraz daha derinleşen bir dehlize yuvarlanmada.

Raci’nin düşlerinde Çin’den Hind’e ülkeler, Kaf Dağı, Anka, uçan atlar, gezegenler ile binbir türlü alemler vardır ve her seyahatinde ruh alemi biraz daha genişler. Samba’nın ise -okuduğu her bir ayet ile daha ötelere gittiğini hissettiği yaşamının aksineyeni yaşamında birlikte olduğu, makineler ile büyülenerek engin  bir işyeri olan dünya fikrini yitirmiş insanlar tarafından ruhu cendereye alınmaktadır. Dayanacak tek desteği kulaklarında yankılanan “Kabullenir ve kendimizi bu hale intibak ettirirsek eşyaya hakimiyetimizi ebediyen yitiririz. Zira ondan daha şerefli olmayan ona hakim olamaz.” sesi oluyordu her defasında.

“İlmin ve hikmetin kıymetini öğrenmek için yaya gideceksin. Bir şey pahalı alınmazsa kıymeti anlaşılmaz.” diyordu Aynalı Babanın Raciyi sürüklediği hayaller, Samba da evinden, ülkesinden uzaklara adım adım gidiyordu kendilerine hakim olan ve alt eden yaşamın esrarını öğrenmeye.

“Kin ve çekememezlik, öfkelenmek, başkasının hakkını zorla almak ve başkasına saldırmak, açgözlülük ve haset gibi karanlığın çirkin huylarını kendinizden kovunuz. Mutlaka Allah’a şükrediniz. Her ne derd var ise kanaat ediniz. Velhasıl bu imtihan dünyasından nur olarak gidiniz ki, ebediyen nurlar âlemi karargâhınız olsun. “ diyordu Samba’nın Üstadı onu uğurlarken Racinin düşleri ile eş zamanlı. Raci esenliğe ilerliyordu, Samba ise tezatların memleketine.

Raci’nin enginliğini anlamayınca insanlar deli koymuşlardı adını ve yeri artık tımarhane idi ama bilmiyorlardı ki onun için buranın asıl adı cennetti. Oradaki insanları tanıyınca “deliliğin bir saadet mi yoksa bir felaket mi olduğu hakkında beni çok düşündürdü. “ diye ifade ediyordu yaşadıklarını. Akıllı addedilenler ile buradakileri karşılaştırdığında son kararı ise “Sakın alem büyük bir tımarhane olmasın!” oluyordu. Samba’nın hikayesinde ise Deli, beyazlar ülkesinden döndüğünde bambaşka biri haline gelmiş, daima aynı kıyafet ile yaşayan fakat Üstad’ın yanından ayrılmayan, yaşamı kalp gözü ile görmeyi başarabilmiş kişiydi.

Diallobe ülkesi gibi pek çoklarını tarih kitaplarından okuyup teyit ettiğimiz hikayede bizim anladığımız manada gerçeklik ile, Raci’nin düş olarak anlattığı ruhi gezintilerden hangisi hakiki gerçeklik? Fiziki gözün gördüğü mü yoksa gönül gözünün gördüğü mü esas olan? Modern zaman kurgulamalarında matrixte yaşıyormuşsunuz hissini veriyor kitapların satırları arasında geçişler yaparken. Bir yüzü gerçek sanılan hayal, diğer taraf düş sanılan hakikat…

Çapraz okumalarımda gördüm ki Samba, Raci, Aynalı Baba, Üstad ve ben bu satırları okuyanlarla birlikte aynı hazzı paylaşıyoruz. “Benin düşüncelerle dolu vicdanımın araştırmaları benim en büyük zevkimdir. “

Ve Samba ile aynı hedefi aslında… “Ben niyet ettim ki, bu hayatı, dünyaya niye geldiğimizi, ne olacağımızı, bizi göndereni anlamadan terk etmiyeyim. “

“Hayat insanı bir an rahat bırakmaz. Çünkü bin türlü acılarla ve geçim sıkıntıları ile doludur. İnsan çocukluğunda beşikte ağlamaktadır. O tertemiz ve günahsız çağ feryatla geçer. Gençlik bin türlü emel ve arzularla doludur. İhtiyarlık ise mihnet ve sıkıntı devresidir. Ecel vakti geldiği zaman ömrün geçen kısmı bir andan ibarettir. Bunca sefalet bir an için midir? “ diye düşündürür diğer taraftan Raci.

Ama duruşum ne olmalı bu hayatta diye sorunca ben, Samba’nın babası cevap makamında “Artık hiç kimse kendi başına öz benliğini muhafaza ederek yaşayamıyor. Oğlum da bu yeni dünyayı inşa etmeğe iştirak edecek. Onun bu uğraşa uzaklardan gelmiş bir yabancı gibi değil, ama kentin geleceğinden sorumlu bir sanatkar gibi iştirak etmesini diliyorum.” Taşın altına elini koyarak yani diyor zihnim arka planda.

Aynalı Babanın ney sesi kulağımda, şekerli kahve tadı damağımda. Bir Samba, bir Raci’yim Paris’in toprak şefkati olmayan sert kaldırımlarında ya da mezarlığın tenhasında. Zaman ve mekan kayıp aslında. Yüzyıllarca gezsem de tek bir nokta içinde gezmiş oluyordum aslında. “Hep”tim ve de “Hiç” aynı zamanda..

… ?

“Yaradılışınızın icabını iyice düşününüz.”

“Ey avare yolcu, yürü durma yürü. Bu geçici alemin zevkleri seni Allaha kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraları, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir. Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü. Mert ol; aldanma. Sebat et.”

Hiçlik zirvesine insan cinsinin binde, yüz binde biri çıkamaz. Zira ona çıkmak için kendine hakim olmalı. Bir kalpte emel olursa yollarda kalır. Oraya canlı cenazeler çıkabilir. Sen kendinde öyle bir kuvvet hissediyor musun ?

“Alem bir deniz, sen bir gemi, aklın yelkeni, fikrin dümeni, kurtar kendini ha göreyim seni !” sesi yankılanıyor gerilerden.

Satırlar ilerledikçe, yaşamlar bilinmezlere gittikçe asıl vazgeçilmez çıkıyor karşımıza.

Samba’nın Üstad’ına, ülkesine, ailesine, ilim ve gönüllere sızan Hikmet’i bilmeye duyduğu his ile Raci’nin Aynalı Baba’ya, yeni alemler keşfetmeye ve keşfettikçe asıl Nur’a yaklaşmak konusunda hissettikleri birbirinin aynı.

Her iki yaşamda da aslolanın, ruhun hakikatinin sevgiden, aşktan geçtiği aşikar. Neye ne kadar bağlanıyorsan senin de hakikatin o aslında. Hikmetse aradığın bulduğunda gayrısını istemez hale geliyorsun, “Leyla’sı ilahi kudretin yeni bir cilvesi ile “Mevla”olan kimseye hiç mecnun denilir miydi ?”

Ölmezlik sırrına erenler “aşk”ı tanımış olanlar…

Muhabbet Nifak’ın en büyük düşmanı, Gazap muhabbetin yok edicisi, Hikmet Gazap’ın ateşini söndüren, Nefs-i Emmare ise Hikmetin galib geleni iken  bilinen her şeyin ve hepsinin üstünde gelir. Son söz daima onundur ve alemleri Nur’a çevirir.

“Ben o kimseyim ki, benim adalet terazimde herkes eşittir. Cihan padişahları ile fakirler bence aynı derecededir. Ben Yaradanın güç ve kuvvet kılıcıyım. Ben “Aşk”ım. Güç ve kuvvetimden kainat titrer.

Ruhun hakikatini kavrayan herkes aşk eteğini tutup Allah’a kavuşmaya yaklaşır…

Vesselam…

Etiketler
Devamı

Zeliha Üstün

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı